![]() |






20 Ekim’de Trabzon
havaalanına indim. Trabzon ve Rize de bahardan kalma günlerden birini yaşıyor. Çarşı
pazara bir tur attım. İnsanların yüzü gülüyor gelecekten ümitli. Çarşı pazarda
eskisi gibi fazla yabancıya rastlamadım. Eskiden Batum’un Sarp sınır kapısından
günlük geçen binlerce turist Rize ve Trabzonu çok hareketli hale
getiriyorlardı. Otellerde pazarlarda yer bulmada sıkıntılar çekiliyordu. Tabi
bu şehirlere ekonomik olarak bu turistlerin getirisi olduğu gibi ahlaki yönden
götürüsü de çok ciddi şekilde oluyordu.
Dolayısıyla demir
perde ülkelerinin dış dünyaya kapılarının açılmasıyla birlikte biz Türkiye ve
sınırlara komşu iller olarak böyle bir süreci belki de yaşamamız gerekiyordu. Şimdi
ise bahse konu bu illerimiz bu tür turistler kafilesinden arınmış, kendi iç
dinamiklerini harekete geçirerek bölgesel ürünlerini ön plana çıkarmış. Çay
üreticiliği ve ticareti eskisi gibi yine canlı bir şekilde yaşamına devam
etmektedir.(İki gün kadarda Rize’nin Güneysu ilçesinde kalmam icap etti.)
Güneysuyu gerçekten
çok sevdim. Güneysuyu ben bir tabiat harikası olarak gördüm. Koca koca yüksek
dağların tepesinde çok aralıklı evler, yine yüksek dağların başında sık sık
yapılmış adeta 5-10 eve bir cami düşecek şekilde yüksek yüksek minareli camiler.
Evlerin ve camilerin aralarındaki yamaçlar adeta dantel gibi işlenmiş yemyeşil
çay bahçeleri.
Güneysuyun içinden
şarıl şarıl akan dere, merkezde bulunan tarihi aslına uygun restore edilen
büyük cami, ayrıca TOKİ’nin Rize Güneysu eski evlerini andıran merkezde yaptığı
toplu konutlar, Öğretmen Evi , Hükümet Konağı kısacası Güneysu ilçesinin adeta
insanı büyüler güzelliklere sahip olduğunu gördüm ve çok haz aldım.
Daha sonra Karayolu ile Erzurum, Hınıs, Varto
ve Muş’a gittim.
Buralardaki
tespitlerim; Ekim’in 22 sinde İkizdere’den geçince Ovit dağı zirvesinde ciddi
kar vardı. Hatta yer yer yollarda da kar vardı. Zaman zaman yüksek dağlardan
yollara yuvarlanan kaya parçalarını sık sık gördüm. Bana göre Karayollarının bu
bir ihmalidir. Her an o kayalardan dolayı kaza olabilir. Karayolları sık sık bu
taş ve kaya parçalarını toplamalıdır. Daha sonra İspir’i gezdim. İspir şirin
bir ilçedir. Çarşıda , pazarda köylerinde yetiştirdikleri ve yaptıkları organik
fasulye,dut, pekmez, pestil, peynir, çeçil
gibi mahsülleri satıyorlar. Şirin bir Anadolu kasabası olarak gördüm.
Daha sonra Erzurum’u
gezdik. Erzurum’un Palandökeni, Taşhanı, taş mağazaları, türbeleri, yatırları, Erzurum evleri insanı büyüler özelikleri ve
güzellikleri olduğunu gördüm. Tabii meşhur Çağ Kebabını ve meşhur kadayıf
dolmasını yemeden geçemedim.Adeta bu ilimizde manevi şahsiyetlerin
türbeleri,şehitleri,gazilerin ve tarihi eserlerin mimarlarının bizlere yani
Erzurum’a gelen misafirlere hoş geldin dediğini işitir gibi oldum ve bu tarihi
şirin büyük Erzurum ilimizde de Van depremini bende bizzat burada yaşadım.
Deprem anında Erzurum
Üniversitesi kampüsü içinde lojmanda misafiri olduğumuz Gebzeli Teyzemin oğlu Doç.
Dr. Necmettin Akdeniz’in evindeyken sanki 1999 Kocaeli Gölcük depremini oluyor
gibi hissettim. Tüm insanlar sokağa çıktı. Psikolojik olarak şahsen ben hem çok
korktum ve çok etkilendim. Daha sonra Hınıs, Varto’dan, Muş’a geçtik. Muş’ta da
2 gün kaldık. Muş’un köylerini ve ilçelerini gezdik.
Muş’tan ben 1969 yılı
sonunda ayrılmıştım. Fakat her 2 senede bir gidiyordum. Bu gidişimde Muş’u çok
farklı gördüm. Gerçekten gelişmiş ,büyümüş artık toprak evler bitmiş, yok olmuş
yeni yeni binalar ,siteler yapılmış.Muş ovası ,Murat Nehri inci gibi
parlıyor.Mevsim son güz olmasına rağmen her taraf yem yeşil buram buram
kokuyordu.
Düğünümüz olması
nedeni ile Muş’a gitmiştim. Gebze’nin çok sevilen Hacı Abisi Nurettin
Çölgeçen’in kızı ile benim yeğenim Yrd. Doç. Dr Ümit Güner’in düğünlerini
Muş’ta yaptık.15- 20 Gebzeli buluştuk. Ben İbrahim Çiçek, Nurettin Çölgeçen, Kenan
Canyiğit, Hasan Çölgeçen,Abdurrahman Çölgeçen dostlarımla birlikte bir Muş turu
yaptık ,Muş havası aldık.
Muşlu olan Gebze
Ticaret Odası Başkanı Nail Çiler Bey yurtdışında olması nedeni ile bu zevkten
mahrum kaldı. Düğünde Ticaret odasını çelenkle ve bizler temsil ettik. Gebze Ticaret
Odası Başkanıda telgrafla duygu ve düşüncelerini iletti. Başkanın telgrafı okunurken
hemşerileri Başkanı ayakta alkışladılar.
Muş’tan ertesi gün
tekrar Bingöl Karlıova’dan, Erzurum’dan Horasan’dan Kars’a geçtim.3 gün Kars’ın
Selim ilçesinde kaldım. Selim Arpaçay, Çıldır ve Kars’ın merkezi ve birçok
köylerini gezdim. Çıldır gölünün kenarında tabi ki balık yedik.Kars’ta Hasan
Harakani Hazretlerini, Kars Kalesindeki Celal Baba Türbesini ziyaret ettikten
sonra Gebze’ye döndüm. Ertesi gün Ticaret odasından arkadaşlar Van deprem
bölgesi için bir program yapmışlar. Van ve Erciş için bu programa katılıp
buraları ziyaret ettik. Depremin yıkıntılarını yakından gördük. Van Ticaret ve
Sanayi odasını ziyaretimizden sonra heyetimizle Van’da depremden zarar gören
binaları, bölge ve semtleri gezdik. Daha sonra Erciş’e geçtik.
Van’da fazla bina yıkılmamış
fakat binaların büyük bir bölümü çatlamış, patlamış, bazı binaların kolonları
kesilmiş. Kısacası depremden dolayı yara almayan , deprem iz bırakmayan bina
sayısı çok az.Vandaki binalar takribi %60 veya %70 elden geçmesi gerekir.Kimisi
yıkılıp yeniden yapılması ,kimisi ciddi güçlendirilmesi kimisi de tamir olması
lazım gerekir diye düşünüyorum.
Daha sonra Erciş’e
geçtik.Tabi Erciş’te manzara çok farklı Erciş’teki yıkılan binalar tıpkı Gölcük
depremini Gölcük’ü bize yeniden yaşattı. Sanki Erciş girişinde sağda solda
birkaç bina gördük adeta pestil gibi olmuş. Tabi bunlar çok sık değil, seyrek
olarak gördük. Mesela 10-15 binada 1 bina şeklinde fakat ilçenin merkezine
girince çok korkunç manzaralarla karşılaştık. Bir bina gördük 3 kat kahveymiş
her katta 50-60 kişi varmış. Bu bina olduğu gibi çökmüş. Buradaki insanların
tamamı enkaz altında kalmış.Zeki Bey diye bir işadamıyla orada tanıştım.Meğer
kızı da bizim gelinimizmiş.Kendisi de Gebze’de bir fabrika kuruyor.Orada evleri
ve akrabaları var.Binaları çökmüş 8 tane cenaze evlerinden çıkmış.Buna rağmen
çok metanetli,çok sabırlı gördüm.Bize eşlik etti.Erciş Ticaret ve Sanayi
Odasına gittik.Burada bir toplantı yaptıktan sonra tekrar enkaz yerlerine
gittik.Hava soğuktu.Bizim Ticaret Odası Başkanımız Nail Çiler paltosunu çıkardı
attı.Bu kadar insan soğuktan titrerken bizim palto giyinmemiz uygun değil dedi.
Kısacası açıkça
söyleyebilirim ki her enkazın başında hükümetin, devletin, milletin nefesini
gördük, sesini duyduk ,desteğini gördük.Erciş sokaklarında Bakanlarımızı
gördük.Milletvekillerimizi gördük.Kısacası Ankara’yı gördük.Kriz masasında
Bakanımız Cevdet Yılmaz’ı gördük.Valimiz Münir Karaloğlu’nu gördük.Caddede
enkazlara doğru yürürken Tarım Bakanımız Mehdi Eker’i gördük.Kriz merkezi
koridorlarında Çevre Bakanımız Erdoğan Bayraktar’ı gördük.Yardım konvoylarını
gördük.Çok çaresizleri gördük.Yardıma çok koşanları gördük.Ayrıca çok önemli
bir şey daha gördük.Oda nedir diye sorarsanız.Sözüm ona sahte müteahhitlerin
işlerini vicdansız katil katil kalfaların ustaların işçiliklerini bu binaların
süre içerisinde yapılırken bunlara göz yuman acımasız,sorumsuz,duyarsız
idarecilerin yaptıkları hataları gördük.Tabiri caizse hainliklerini
gördük.Kısacası binlerce insanımızın ölümüne,yıkımına ,sakat kalmasına sebep
olan canilerin marifetlerini gördük.Umarım Mevladan bu yaşananlardan artık bir
ders çıkarırız.Bu yanlış gidişata son veririz.
Peki bundan sonra o
bölgeler nasıl toparlanır diye soracak olursanız ,benim görüşüm şudur;Ülkemizin
sahibi var.Hükümetimiz çok güçlü.Ülke insanlarımız çok
yardımseverdir.Ölülerimizden dolayı acımız çok büyüktür.Maddi zararları telafi
etmemiz bizim için çok büyük bir iş değildir.Allah’ın izni ile 1 sene sürmez
bütün bu sıkıntılar biter,yaralar onarılır diye düşünüyorum.
MEVLAM BİR DAHA TÜRKİYE’YE
VE TÜM İNSANLIĞA BÖYLE BİR ACI GÖSTERMESİN DUASI TEMENNİSİ VE DİLEĞİYLE…..DEPREMDE
HAYATINI KAYBEDEN DEPREM ŞEHİTLERİNE RAHMET KEDERLİ AİLELERİNE YÜCE MEVLADAN
SABIR NİYAZ EDİYORUM.










|
|
:37 |
|
|
:1243600 |